Dokuzuncu sayımız, arkada bıraktığımız ama bizi kovalamaya devam eden iki sorunlu sınav ve önümüzde duran bir görevin orta yerinde çıkıyor. Her şeyden önce okurlarımızdan ve abonelerimizden bu sayımızın gecikmesi dolayısıyla özür diliyoruz. Olumlu yanından bakmak isteyenler için yayına başlamamızdan iki yıla yakın bir süre sonra da üretim de sorunların sürdüğünü bilmek, belki de bunların giderilmesi için öneri ve olanak sunmak için bir fırsat olabilir .
Siyasi Gazete, hem geride bıraktığımız hem de önümüze açılan sürece, yayına başladığından bu yana olduğu gibi, toplumu İslamcı-liberal ve milliyetçi-devletçi kutuplar arasında ayrıştırmaya yönelik egemen sınıf siyaseti karşısında devrimci/sosyalist bir kutup oluşturmanın olanaklarını görmek ve göstermek açısından baktı, bakıyor.
28 Mart seçim sonuçları kadar "Demokratik Güçbirliği" çevresinde oluşan ittifakının seçim kampanya sürecinin de programatik ve politik olarak böyle bir kutbun oluşumu için elverişli bir zemin sunabileceğine ilişkin beklentileri büyük ölçüde karşılamadığı söylenebilir.
Güçbirliği faaliyetinden, Siyasi Gazete'nin 7. ve 8. sayılarında genişliğine ele alınan "yerel muhalefet" imkanları ve gereklerine dayalı, yerel deneyimlerden edinilmiş bir siyasal faaliyet ortaklığı türediğini söylemek çok güç. DEHAP'ın önceki 5 yıl boyunca edindiği yerel yönetim deneyimlerinin Güçbirliği'nin program ve talepler sistemine hiçbir anlamlı girdi sağlamamış olması, sadece DEHAP yönetiminin değil, bu deneyimi eleştirerek ya da onaylayarak sahiplenmek konusunda herhangi bir görünür gayret göstermiş olmayan diğer Güçbirliği partilerinin de sorunu olarak bugüne aktarılıyor. Seçimlerin ardından sonuç alıcı bir ortak siyasal değerlendirme sürecinin kurulmamış olması da Güçbirliği'nin yukarıdan ve yararcı bir biçimde işletilmesinden doğan bir temel kusur olarak bugüne sarkıyor.
Bu konulara ayrılmış olan dosya Güçbirliği'nin ve solun seçim politikasının zaafları konusunda aydınlatıcı veriler sunmanın yanı sıra siyasi İslamın ideolojik egemenlik kurma çabalarına karşı seçenek oluşturma imkanlarını araştırmaya devam ediyor.
Öte yandan 1 Mayıs kutlamaları öncesinde apansız, "mavi gökte çakan şimşek" gibi sosyalist hareketin ve işçi hareketinin gündemine giren DİSK/KESK ve Türk-İş ayrışması da işçi hareketinin krizinin derinleştiğine dair kaygı verici bir işaret olarak görülmeli. Her iki yandan da ikna edici bir açıklamaya kavuşturulmayan ve tek somut gerekçe olarak "yer" sorununa bağlanan ayrışma sosyalist hareketin ve işçi hareketinin bilincini bulanıklaştırmanın yanı sıra devrimci/sosyalist bir toplumsal kutup oluşturma gereksinimin hala sendikal hesaplaşmaların gölgesinde kaybolduğuna işaret ediyor.
Bu açıdan Sosyalist Emek Hareketi'nin Saraçhane'deki toplantıya katılırken taşıdığı "Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin, Türkiye'nin İşçileri de!" pankartı, "yer" gerekçesiyle açıklanmaya çalışılan "yersiz" ayrışmaya gönderilmiş bir uyarı olarak göze çarptı.
Buna karşılık, savaş karşıtı hareket çevresinde 1 Mart 2003'e nispetle artan bir dayanışma ikliminin belirdiği gözleniyor. "NATO ve Bush Karşıtı Birlik" BAK dışında kalan bütün çevreleri kapsarken, başından beri savaş karşıtı birliğe mesafeli duran TKP de eylem birliği çabalarını artırarak İstanbul'da toplanacak NATO zirvesine karşı mücadele birliğini genişletiyor.
Savaş karşıtlarının saflarını sıklaştırması solun yazı güçlü bir moralle karşılaması ve Bush'a Türkiye'yi dar etmesi için elverişli bir atmosfer yaratıyor.
* * * *
Bu sayıyla birlikte politik bildirge tartışmasına sayfalarımızı kapatıyoruz. "Bir Çağ Dönümünün Eşiğinde"nin ikinci baskısı ile birlikte bu tartışmaları teorik bir yayında sürdürerek Siyasi Gazete üzerindeki basıncı kaldırmış olacağımızı umuyoruz.
Böylece güncel konular ve haber analizlerine daha fazla yer ayırmak ve gazetenin kendi amacıyla daha tutarlı bir içeriğe bürünmesi kolaylaşacak.
|