Meclis çoğunluğuna dayanarak çıkarttığı son Yüksek Öğretim Kurulu Yasası ile AKP'nin siyasi meşrebinin ve tarzı siyasetinin hatları iyice belirginleşti: "Tavşana kaç tazıya tut." 3 Kasım 2002"de hükümet olduğundan beri yürüttüğü politikayla toplumu gizli bir ideolojik gündemi olmadığına inandırmak için elinden geleni büyük bir "özveri" ile yürüte gelen AKP, kendince en uygun zamanda en uygun adımı attı. Özelikle AB uyum yasaları ve Kıbrıs konusundaki politikalarıyla liberal-demokrat cenahtan kazandığı kredinin (oyların) bir bölümünü, zaten her tarafından delik deşik edilmiş laik eğitimde bir gedik daha açmak için kullamaya karar verdi. Bu hamleyle bir yandan uzun zamandır kendisinden bu adımı bekleyen İslamı tabanına karşı zevahiri kurtarırken diğer yandan rejimin haki(m) güçlerine "bir yanlışımız varsa siz düzeltirsiniz" diyerek "tüccar" yeteneğiyle kritik bir köşe daha dönmenin hesabını yaptı.
Açık olan şu ki AKP'nin bir köşeyi daha döndüğüne kesin gözüyle bakabiliriz.
Cumhurbaşkanı'nın söz konusu yasayı veto edeceği kesin. AKP'nin ise bu veto sonrasında her hangi bir inatlaşmaya girmeyeceği belli. Böylece AKP bir taşla iki kuş vurmuş olacak. İlkinde "elinden geldiğini yaptığı halde," İslamı tabanına hükümetinin gücünü aşan sınırları bir kez daha göstermiş olacak. İkincisinde haki(m) güçlere "sorun çıkarmaya gerek yok denerim, olmazsa işimize bakarız" diyerek bilmem kaçıncı kez "rejimin" yolcusu olduğunu kanıtlamış olacak. Bütün politik taktik savaşları altında da iktidarda kaldığı sürece iksadi ve kültürel asimilasyon için işlevini devam ettirecek.
Artık iyice açığa çıkmış olan AKP'nin siyaset tarzının başarısının altında sistemin iç tutarsızlıkları çok önemli bir yer tutuyor. Yerel Yönetimler Yasası'nda olduğu gibi, YÖK yasasında da AKP "reformcu" bir davranış sergiliyor. Rejimin reform bekleyen defolarını düzeltirken, iktisadi düzenlemelerle çelişen üst yapısal tutarsızlıklara müdahaleyi çekinmeksizin üstlenirken hep yanı yöntemi izliyor: "Sistemin ihtiyacı olan değişikleri yaparken, kendi iktisadi ve ideolojik çıkarlarını bu değişimlerin içinden geçirmek."
Şimdiye kadar defalarca şahit olduğumuz bu taktik sayesinde her seferinde muhalefet cephesini kafa karışıklığı ve tutarsızlık içinde bırakmasını beceriyor. Sistemin ve rejimin iç çelişkilerinden beslenmeye devam eden AKP'nin önünde oldukça zengin bir besin zinciri duruyor.
Haki(m) gücün yeni YÖK yasasını sadece İmam Hatip lisesi öğrencilerinin üniversiteye girmesini kolaylaştırmaktan ibaretmiş gibi göstermesi ve böylece tartışmanın sadece laiklik ve İslamcılık ikilemine indirgenmeye çalışılması aslında yapılan değişikliğin kapsamını gözlerden saklamayı amaçlıyor. YÖK'ün ve İmam Hatip liseleri'nin varlığını ve işlevini tartışmayan ve bu ikisinin birden lağv edilmesini savunmayan bütün itirazlar ve eleştiriler kafa karışıklığının ve iç tutarsızlığının ifadesi olarak AKP'nin propagandası karşısında zayıf duruma düşmekten kendini kurtaramıyor.
YÖK'teki Genel Kurmay kontenjanına son verilmesi; Genel Kurul ve Yürütme Kurulu ayrımını kaldırarak Yükseköğrenim Kurulu'nun daimi statüde çalışan tek kurul haline getirilmesi; YÖK Başkanı'nun kurul üyeleri tarafından seçilmesi; oluşturulacak öğrenci konseyleri başkanlarının, üniversite senatosuna üye olmasının var olan YÖK yapısından daha ileri bir adımı ifade etmediğini kim ileri sürebilir.
Üniversitelerin birer bilim kurumu olmaktan çıkartılmasını sorgulamadan, ortaöğrenimin normal, süper, Anadolu, özel ve meslek liseleri olarak beş ayrı kategoriye bölünüp fırsat eşitsizliklerinin yumağı haline getirilmesine karşı çıkmadan, üniversiteye girişte genel ve mesleki liseler arasındaki katsayı farklılığının kaldırılmasına "laiklik" adına itiraz etmek, öğrecileri bu eşitsizliğe zincirlemek anlamına geliyor. İmam Hatip liselerini meslek lisesi statüsüne sokup, bu mesleği icra etmek hakkı olmayan kız öğrencileri bu liselere kabul ederek fiilen amacı ve adıyla çelişen bir duruma rıza gösterip, sonra da bilgi ölçmekten başka bir işlevi olmayan üniversite sınavlarında diğerinden daha büyük bir başarı gösteren öğrenciyi elemek için katsayı hesapları yapan bir eğitim sistemiyle laikliğin korunacağını sanmak kendisi bir imam hatip mezunu olan Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığıyla bir ironiye dönüşmüyor mu?
|