.AYLIK HABER-YORUM GAZETESİ


.
CHP: Kırılan hegemonyanın denge gücü

1950'den beri CHP, hegemonyacı gücün, iktidar blokunun sürükleyici sınıflarının, bir denge unsuru olarak tercih ettiği siyasi parti oldu. 3 Kasım 2002 genel ve 28 Mart 2004 yerel seçimleri ile, ikincisinde oy oranı azalsa da, bu rolün perçinlendiğini görüyoruz

Mustafa Bayram Mısır

Türkiye'de iktidar bloku içinde hegemonyacı gücün kim olacağı meselesi hep gerçek bir çatışma alanı olmuştur. Bu yüzden, burjuva hegemonya, ülkede hep kırılgan bir nitelik arz etti ve ediyor. 2001 Krizi ile, egemen blok içinde, ulus-ötesi sermayenin rolü artmıştı. Ulus-ötesi sermayenin tercihinin CHP olmadığı ise, en azından, basınlarına (İHT, Financial Times, NYT vd.) yansıdığı kadarıyla açıktı. Seçim kararı alındıktan hemen sonra, Erdoğan'a rol biçilmişti. Ve Erdoğan'ı onlar için tehdit olmaktan çıkaracak düzenlemeler (Derviş eliyle) büyük oranda tamamlanmıştı ve şimdi, muhafazakar "sivil toplum"un arzularını tatmin ederek, daha az kırılgan bir hegemonya tesisi lazımdı. CHP'ye de 1950'den beri alıştığı denge rolü düştü. Yerel Seçimler

CHP'nin yetmişli yıllardaki yükselişinin ardında, işçi oylarının küçümsenemeyecek bir etkisinin olduğu açık. Siyasi Gazete'nin 6. sayısında, "yeni bir siyasal işçi hareketi yaratılana kadar, CHP'nin işçi oylarının adresi olarak eski konumunu yakalamasının mümkün olmadığı"nı, buna rağmen, örgütlü işçi sınıfının geleneksel kesimlerinde CHP'ye oy verme davranışının tümüyle ortadan kalkmadığını, sosyalistler açısından, CHP ile ideolojik mücadelenin önemini koruduğunu belirtmiştik. Yeni sanayi havzalarındaki işçilerin aynı kararlığı taşımadığı kaydını düşerek.

İl Genel Meclisi verilerini esas alacak olursak, İskenderun'da, CHP'nin oyu kendi ortalamasının 10 puan üstündedir (yüzde 27,99). Keza, İstanbul-Kartal'da da benzer bir oranda oy almıştır (yüzde 28.26). Her iki ilçede de SHP'nin (Demokratik Güç Birliği) kendi ulusal ortalamasının üstünde oy almış olması da ilginç bir göstergedir. Ancak, İzmir-Aliağa'da CHP ortalamasının üzerine sadece 2 puan çıkabilmiş, fakat DSP ve SHP de önemli (yüzde 4'er) bir oy almıştır. Zonguldak Ereğli'de ise, önceki seçimde sosyal demokrasiye giden oylar, ilginç bir şekilde ANAP'a verilmiştir (AKP'nin oyu bu iki ilçede de, kendi ortalamasının altındadır). Bu veriler, analitik sonuçlar için yeterli olmamakla birlikte, geleneksel olarak örgütlü işçilerin oy verme davranışı bakımından, AKP hegemonyasının yeni sanayi havzalarındaki (Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Denizli vb.gibi KOBİ'lere dayalı sanayileşmenin yaşandığı, yerel olarak siyasal İslam-yerel sermaye hegemonyasının oluştuğu bölgeler) kadar etkili olamadığını göstermektedir.

CHP'de çizgi savaşı

Siyasi Gazete'nin önceki sayılarında, 28 Mart sonrasında siyaset sahnesinin sermaye hegemonyasının kırılganlıklarını azaltmak üzere bir dizi düzenleme ile karşılaşacağı ve bunun için, Kemalizm ve çağdaş sosyal demokrasi (TÜSİAD programı) arasında salınıp duran CHP'de de bazı değişikliklerin sermaye güçlerince arzulandığı, özellikle vurgulandı. Seçimin hemen ertesinde, hatta öngününde, özellikle Doğan Grubu gazeteleri (Vatan da içinde sayılabilir) bu kampanyayı başlattılar. Derviş'in ağzından, sanki yeni bir şeymiş gibi, CHP'nin bu iki ideolojik kaynağı sentezlemesi gerektiğini yayıyorlar. Hiç kimse de, CHP zaten böyle bir parti demiyor. Kampanya tüm hızıyla devam ediyor.

Derviş'in partinin yetkili organlarından istifası ile birlikte, bu sahte çatışmanın tarafı olarak Dervişin rolünün sönümlenip sönümlenmeyeceği bilinemese de, sermaye güçlerinin yeni aktörlerle CHP manevrasını yürütecekleri söylenebilir. Fakat, kanaatimizce, burada önemli olan, "çizgi savaşı" olarak sunulan tartışmanın gerçekte CHP'yi sermaye partisi olarak işlevlendirirken aynılaştığının ve ideolojik olarak da aynı tarihsel-ideolojik zemine dayandığının gözden kaçırılmamasıdır.

Yeni sağ hegemonya

12 Eylül'den sonra, kapitalizmin dünyasal eğilimlerine uygun olarak, neo-liberalizm, ihracata yönelik sanayileşme politikaları olarak ekonomik hayatta, muhafazakar bir ideoloji ile bezenmiş serbest piyasacılık olarak toplumsal hayatta egemen hale geldi. Özal'la birlikte yeni sağ bir hegemonya kuruldu. Dağılan sosyal demokrasinin burada kendisine ne rol verildiğini anlamakta güçlük çektiği söylenebilir. 1990'lara gelindiğinde siyasi çizgi olarak sosyal demokrasi epeyce gerilemişti. 1990'ların sonuna doğru ise iyice geriledi.

Bu dönemde sosyal demokrasi başka siyasal çatılar tarafından temsil ediliyordu. CHP yeniden açıldıktan sonra bir program kurultayı yaptı ve 1976 programını gözden geçirdi. 1976 programı, Kemalizm'le sosyal demokrasiyi sentezlemeye çalışıyor, ama doğal olarak dönemin sosyalist enternasyonalinin eğilimlerine uygun olarak "sosyal devlet" öne çıkıyordu. Halbuki, yeni dönem sosyal demokrasi, refah devletinin krizini yeni-sağ politikalarla aşmaya çalışan burjuvaziye neo-liberalizmin tehlikelerinden (!) arınmış, başka bir yol, üçüncü yol öneriyordu.

Üçüncü yol, üzerine çokça yazıldığı üzere, neo-liberalizmin aşırılıklarının bir miktar törpülenmesinden ibarettir. Geleneksel sosyal demokrasi, sınıf uzlaşmasını temel almakla birlikte, kamusal gücün bu uzlaşmanın güvencesi olarak düzenleyici rolünden azami fayda umuyordu. Yani, sosyal devleti kendi başarısı sayıyordu. Üçüncü yol, devleti piyasa karşısında engel olarak görmekte, neo-liberallerle birleşir. Bazı zorunlu sosyal düzenlemeler dışında, devletin piyasadan çekilmesi savını tamamen benimser: Tabii, bunun anlamı, devletin sermaye birikiminin güvencesi olarak varlığını sürdüreceğidir.

Sosyal-Liberal Sentez

CHP Programı'nda yapılan değişiklik, yeni solun ufku ile uyumlu bir program yarattı. Derviş, sosyal-liberal sentezden söz ettiğinde, büyük gazete yazarları dahil, bunun yeni bir şey olduğunu ileri sürdüler, ama Anadolu solcusu (kendisine hizipçi filan da diyorlar) Baykal, evrensel eğilimi programa içermiş bulunuyordu zaten. O dönemde seçim sloganlarına da yansıdığı üzere: "CHP: Yeni Sol'un Gücü"ydü. Derviş de, CHP'ye kaydolurken, yabancı bir adrese değil, gerçek adrese gitti. Şimdi, 28 Mart 2004 yerel seçimleri sonrasında, aynı hikaye, yeniden ısıtılıyor. Burjuva hegemonyanın kırılgan niteliği, ideolojik barutunun da sınırlarını belirliyor; halk yiyene kadar, aynı yemeği ısıtıp duruyorlar.

CHP programı, partinin ideolojik iki kaynağı olduğunu söyler: İlki, Kemalizmin çağdaş yorumu, ikincisi sosyal demokrasinin çağdaş yorumu. Bu da, laik sosyal-liberal sentez oluyor. Başörtüsü taktın mı, yeşil sosyal-liberal sentez olduğu gibi. Hegemonyanın bugünkü kurulma biçimi, AKP'yi olduğundan fazla "AB'ci, liberal" olmaya, CHP'yi de (laiklik, Kıbrıs, AB-ulus-devlet gerilimi, Kürt Sorunu konularında) çubuğu emekli öğretmen ideolojisine (Kemalizme) bükmeye yöneltiyor. Derviş'in sentezi ile mevcut CHP arasındaki, aslında olmaması gereken gerilim de, görünüşte, bu bükülmeden doğuyor.

Ancak, bu CHP'nin siyasal çizgisinin anlaşılması bakımından, analitik değer taşımayan bir gerilimdir. Kuramsal açıklamaları yeterli görmeyenlere gazete haberlerini önerebiliriz: Derviş, Abant Toplantıları'nın yedincisine katılırken, Baykal, Zaman Gazetesi genel yayın yönetmeni ile "Tutku" filmini izlemeye gitmektedir. CHP, kırılgan hegemonyanın denge gücüdür.

28 Mart Sonrası

Siyasi Gazete'nin öngörüsünün doğrulanmasından öte, sol için CHP'nin yeniden düzenlenmesini isteyen müdahalenin anlamı, AP-CHP dengesini, AKP-CHP çizgisinde yeniden üretme ve bunun için siyaseti laikçi - siyasal İslamcı ekseninde dar bir alana hapsetme girişimlerine karşı, devrimci bir üçüncü siyasal odağı, reel bir alternatif haline dönüştürme göreviyle yüzleşmek olarak beliriyor. İyice azalsa da, CHP'den umudunu kesmeyen örgütlü işçilerin ve yeni sanayi havzalarında, kent varoşlarında siyasal İslam-sermaye hegemonyasına terk edilen emekçi halkın, işçi sınıfının bağımsız siyasal hattında, kendi bayrağı altında toplanması için bu görevle yüzleşmek kaçınılmazdır.

SHP'li seçim ittifakının bu üçüncü kutbun adresi olmadığı, yine öngörülerimizi haklı çıkaracak şekilde 28 Mart'la birlikte doğrulandı. Can Dündar, Milliyet Popüler Kültür'de, İskender Çolak'a (Ankara'nın kabadayılarından biridir Çolak) "sosyal demokrat mısınız?" diye soruyor. Çolak, "Lenin" diyor, "der ki, çok sıkılan cıvatanın geri atması gibi, sosyal demokratlar burjuvaziye kaçar". Bu alıntı Lenin'de bire bir bulunamazsa bile doğruya yakındır. Sosyal demokrasi, sermaye hegemonyasına katılan bir tarihsel harekettir. Sosyalist sol, Kürt dinamiğinin de itmesiyle SHP çatısında düzene hapsedilmek gerilimini daha şimdiden yaşıyor. Bu gerilimden kurtulmanın yegane yolu, gerçek sorunlar üzerinden sosyalist solun yeniden dizilmesi olarak görünüyor. Daha önce bu gazetede vurgulandığı gibi: "Görev yerli yerinde duruyor ve onu sırtlanacakları bekliyor. Bu tarihsel görev karşısında sosyal demokratlarımızın serüvenleri bir ayrıntı olarak kalır." l

.
  Yaşar Kemal
   

N İ S A N-M A Y I S   2 0 0 4

 
     

EDİTÖRDEN

 
    Devrimci / sosyalist bir kutup için  
   

GEÇEN AY TÜRKİYE

 
    İstanbul'u küresel eylem alanı yapalım!  
    AKP sistemin iç tutarsızlıklarından besleniyor  
   

GEÇEN AY DÜNYA

 
    ABD: Ebu Greyib'de her şey Pentagon emriyle  
     

Seymour M. Hersh

 
   

POLİTİKA

 
    CHP: Kırılan hegemonyanın denge gücü  
   

Mustafa Bayram Mısır

 
    Yoksul Kürtlerin uyarısı!  
   

Murat Güreş

 
    Siyasal İslamın geleceği  
     

Ufuk Değirmen

 
    Muhafazakarlık ikliminde seçmen  
   

Melek Göregenli

 
    Solun esas sorunu tarzı siyaset  
     

Söyleşi: Bülent Uyguner

 
   

EMEK DÜNYASI

 
    "Evde çalışanlar sömürülmesin diye"...  
   

Söyleşi: Şükran Şakir

 
    'Fabrika' eve taşınırken...  
   

Nevra Akdemir

 
    "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?  
   

Tolga Tören

 
    Yoksullar küresel mücadelenin öznesi  
   

Söyleşi: Ertuğrul Kürkçü

 
    Dünya Bankası dünya yoksullarına karşı  
     

Saniye Dedeoğlu

 
   

ULUSLARARASI POLİTİKA

 
    Küreselleşmeden, "Büyük Ortadoğu Projesi"ne...  
   

Ergin Yıldızoğlu

 
    Bağdat'tan dönecek daha çok hesap var!  
   

Kenan Kalyon

 
    Irak: 'Kürtlerin özgül konumu'  
   

Söyleşi: Kenan Kalyon

 
    "Oxi" ne anlama geliyor?  
     

Mehmet Hasgüler

 
   

BİLDİRGE TARTIŞMASI

 
    Küreselleşme: Kapitalizmin yeni bir evresi  
    Strateji: Biçimin içeriği temsil etmesi  
   

Mehmet Özgen

 
   

ZİHNİYET DÜNYASI

 
    Fransa'da solun Türkiye'de liberallerin eki  
     

Yağmur Elif Kayhan

 
    Sermayenin sureti olarak Türk medyası  
   

Gülseren Adaklı

 
    Tek parti, tek medya  
   

Ragıp Duran

 
    Daha nereye kadar?..  
     

Merdan Yanardağ

 
    Bir ömre sığmayan hayaller  
     

Necati Sönmez

 
   

"Ey biçare ölümlüler, gözlerinizi açın..."

 
     

Yurdaer Erkoca

 
    Din ve egemenlik...  
     

Barış Çoban

 
    Saçmalığa karşı şaşkın sosyalist olmak  
     

Sinan Kadir Çelik

 
    'Mare nostrum'  
     

Ertuğrul Kürkçü

 
    "Julia" ya da Faşizmin "Seyir Defteri" hakkında  
     

Mustafa Sütlaş

 
    Tarihte bu ay