3 Kasım 2003 seçimlerinin rövanşı olarak nitelendirilen 28 Mart 2004 Yerel Yönetimler Seçimleri, solun bölgede havlu atması, muhafazakar sağın temsilcisi AKP'nin ve diğer sağ siyasal partilerin büyük oranda galibiyeti ile sonuçlandı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun son yıllarda gelişimi ile göz dolduran ve solun kalesi olarak değerlendirilen Gaziantep'te Celal Doğan'lı CHP saltanatının yerle bir olması, Siirt, Ağrı, Van, Bingöl gibi Kürt illerinde "Demokratik Güç Birliği"nin ağır kayba uğraması gibi sonuçlar ortaya çıktı.
Bölgede seçimden yenilgi ile çıkan sol partiler, mahalle, ilçe ve il temsilcileri bazında analizlerini yaparak genel merkezleri ile paylaşıyorlar. Seçime, bir yıl süren tartışma ve toplantıların ardından oluşturulan Demokratik Güç Birliği adı altında giren sol çatının, geçmiş seçimlere oranla Kürt illerinde hüsrana uğraması da sonuç açısından üzerinde durulması gereken bir başka nokta.
Güç Birliği'nin başarısızlığı genelde sol kimlik ile siyaset yapan güçlerin ortak duruş gösterme kültürünün zayıflığı üzerinden değerlendiriliyor. Kürt illerinin tartışmasız en güçlü partisi DEHAP'ın, SHP adı altında girdiği seçimden aldığı yenilgi "mayanın tutmaması" şeklinde yorumlanıyor.
Kürt illerindeki belediyelerin yaşamı nasıl değiştirmesi gerektiği konusunda Necmettin Salaz'ın 26 Aralık 2003 tarihli Sol Dergisi'nde kaleme aldığı "Kürtler İçin Ne Değişecek?" başlıklı yazıya seçim sonucunu da göz önünde bulundurarak bakmakta fayda var:
"28 Mart 2004 tarihinde Türkiye'nin tüm il, ilçe ve beldelerini kapsayan yeni bir seçim yapılacak. Önümüzdeki günlerde sermaye partileri meydanlara inecek ve propaganda çalışmalarına başlayacak...Bunlardan ilki kuşku yok ki iktidar olmanın avantajlarını kullanacak olan AKP'dir. Diğeri ise özellikle "bölge"de 1999 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan HADEP'in kapatılması sonucu öne çıkan ve bir grup sol parti ve grubun da desteğiyle genel seçimlere katılmış ve baraja takılmış DEHAP... Bölge yakın zamanın en sorunsuz seçimlerini 1999'da yaşadı. Münferit denecek engellemelerin dışında sorun çıkmadı ve milletvekili seçimlerinde yüzde 6.3 oy ile barajın altında kalan HADEP, seçimin yerel ayağında 40'a yakın il ve ilçede seçimin galibi olurken birçok yerde de kıl payı kaybetti. Belediyelerin kazanılması ile oluşan yerel iktidar, başlangıçta halkta ve partide büyük coşku yarattı. Zira belediyelerin kazanılmasıyla ileride her şeyin yapılabileceği gibi garip bir ön yargı oluşmuştu kitlelerde. Olayın gerçek yanları kafalarına dank ettiğinde oluşan coşku yerini ciddi hayal kırıklıklarına ve beklenmeyen olaylara terk etti.
Boşaltılmış köylerden şehir merkezlerine inmiş milyonlarca Kürt yoksulu ile zaten şehirlerde yaşamak zorunda olan binlerce insanın; iş, aş konut vs. beklentilerinin karşılanması tabii ki mümkün değildi. Bir ikisi hariç gırtlağına kadar borçlu olan belediyeler bırakın bu taleplere ilişkin olumlu adımlar atmayı, kendi çalışanlarına maaş ödeyecek durumda bile değildi. Hal böyle olunca, bildiğiniz 'klasik belediyecilik' mantığı kaldığı yerden devam eder oldu.
Üç beş kuruşu olanlar biraz asfalt dökümü, biraz stabilize çalışması ve bir iki yere park yaparak ağaç dikti. Bu işlere ek olarak Diyarbakır ve Doğubeyazıt'ta bir iki festival düzenlendi. Özet olarak son beş yılda halkın yaşamından fazla bir şeyler değişmedi. Evsizler yine evsiz, yoksullar yine aç ve açıkta, işsizler yine işsiz. Üstelik uğruna ne acılar çektikleri belediyeler yönetimdeyken. Peki yaşamlarında bir şeyler değişen kimseler olmadı mı? Olmaz mı, oldu tabii; müteahhitler ve bir kısım tüccar. Onlar yine belediyelerden, mutat olarak yaptığı işlerden nasiplenerek, milyarlarına yeni milyarlar kattılar. Petrol sattılar, iş makineleri sattılar, otomobil lastiği sattılar, sattılar da sattılar. Onlar bir DEHAP'lı belediyenin asla yapmaması gereken özelleştirmelerden yararlanıp trilyonluk temizlik ihaleleri aldılar. Onların yaşamları çok, ama çok değişti.
Değişmeyen tek şey sistemin kralları oldu. Zengin daha da palazlandı, yoksulun yoksuluğu katmerli hale geldi. Fuhuş arttı, hırsızlık arttı. Üstüne üstlük bir kısım başkan da koltuğun tadına vardıkça halkından koptu. Yapıbilecek sıradan şeyler de yapılmaz oldu, görev ihmali aldı başını yürüdü. Bir ayakları şu ya da bu şekilde Ankara'da, İstanbul'da Avrupa'da ya da Amerika'da oldu. Halkın güveni sarsılmaya başladı, bazı illerde belediyeleri protesto yürüyüşleri başladı. Ehil ellerle başlamayan "iş" iyiden iyiye puan yitirildiğini gösteriyor. HADEP'in kıl payı kazandığı Ağrı, Bingöl, Siirt ve Van gibi illerle bir kısım ilçelerin kaybedilmesi sürpriz gibi görünmüyor..."
Sola karşı güvensizlik
Bir dönem Van Belediyesi'ne danışmanlık yapan ve siyasi faaliyetlerinden dolayı bölgeyi şu an bile adım adım gezen Salaz'ın, seçimden 3 ay önce yaptığı tespitin 29 Mart sabahı ete kemiğe bürünmesi, solun Kürt illerinde neden puan kaybettiğini en açık şekilde göstermiyor mu?
Öte yandan DEP, HEP, HADEP ve DEHAP çatısı altında yıllardır il, ilçe başkanı, il yöneticisi olarak siyaset yapan Demokratik Güç Birliği'nin (DGB) belediye başkan adayı Vakkas Dalkılıç'ın seçimden sonra yaptığı özeleştiride, kendisini barış, özgürlük, insan hakları, demokrasi gibi değerlerden yana koyan sol ve sosyalist güçlerin ortak duruş belirleme, birlikte hareket edebilme kültürünün, gelişmediği yorumunu yaparak, DGB'nin Kürt illerinde halka güven vermediğini kaydediyor. Solun başarısının bu bağlamda ülke insanının profili, emek cephesi ve demokrasiden yana olanların göstereceği duruşla doğru orantılı olmasının yanı sıra, ortak siyaset yapma kültürünün zayıflığına bir kere daha tanıklık edildi.
Dalkılıç, sol yapılarda geçmişin güçlü izlerinin olduğunu ifade ederek, "Grup aidiyeti mantığından kurtulamıyoruz. 12 Eylül'ün üzerinden silindir gibi geçtiği sol, kendi kimliği ile kendini ayakta tutan dinamiklerle buluşamadı. Sola ve sosyalizme karşı büyük bir güvensizlik var. Teorik söylemlere kulak asılmıyor. Halk bu anlaşılmaz ve ciddi dile rağbet etmiyor. Ezilmiş ve yoksullaşmış yığınlar 28 Mart seçimlerinde, 'Bana nasıl bir gelecek, nasıl bir yaşam vereceksiniz?' sorusunun yanıtını aradı. Gerek bölgede gerek aday olduğum Gaziantep özelinde bu sorunun yanıtını veremedik" diyor.
"Talepleri karşılayamadık"
Demokratik Güç Birliği'nin, bileşeni olan bölgenin güçlü partisi DEHAP'ın SHP adı altında seçime girmesinin son derece yanlış ve kitlede müthiş bir güven bunalımına neden olduğunu sakınmadan söyleyen Dalkılıç, kısa sürede bir araya gelen bileşenlerin seçmenin karşısına plan-program olmadan çıktığına vurgu yapıp, ekonomik ve siyasal anlamda bir talep oluşturulamadığına dikkat çekerek,"Talepleri karşılamayacağı belli olan Güç Birliği, halka güven vermedi ve hayal kırıklığı yarattı. Bu da bizi başarısız kılan bir sonuca götürdü. İktidarın ve sermayenin gücü ile, belli bir nicelik olan tarikatların desteğini arkasına alan, tekelci medyadan beslenen, Türk/İslam sentezine dayanan ve aslında siyasi bir kimliği olmayan AKP seçimin galibi oldu" değerlendirmesini yapıyor.
Kürt burjuvazisinin Demokratik Güç Birliği'nin kendilerine gelecek vaat etmediği için tercihini AKP'den yana kullandığını belirten Dalkılıç, Gaziantep gibi CHP'nin kalesi olan ve yerel yönetimin 15 yıldır Celal Doğan'a teslim edildiği bir kentte dahi burjuvazinin desteğini açıktan çekerek AKP'ye kaymasını, fabrikalarda çalışan işçilerini AKP'ye oy vermeleri için tehdit eden sermayedarları buna örnek gösteriyor. Öte yandan ABD'nin Irak işgali ile sermayeye yeni pazarlar yaratacağını söyleyen AKP'nin pazardan pay almak isteyen Kürt burjuvazisini de etkisi altına aldığını belirtiyor.
Kürt seçmenin aklı karıştırıldı
Dalkılıç, kemik Kürt seçmenin partilerinden kopma nedenini ise, "SHP mayası bölgede tutmadı. İki taraflı bir baskı ile karşı karşıya kaldık. Birincisi 1992-94 arası bölgede yaşanan faili meçhul cinayetlerin işlendiği, DEP'li milletvekillerinin yaka paça gözaltına alınıp 15 yıl hapis cezasına çarptırıldığı yıllara damgasını vuran siyasetçinin SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın olduğuna ilişkin anti-propagandaya girişilerek, iş, "geçmişi unutmayın, bunlar mı sizi temsil edecek?" noktasına getirildi. Sonra da Güç Birliği adaylarının çekilerek CHP'yi destekleyecekleri söylendi. İki yönlü bir baskı, anti-propaganda, çok parçalı siyasi bir yapı ile halkın beyni dağıtıldı. Bu belirsizlik kitlemizde bir moralsizlik, inançsızlık yarattı. Genel merkez bazı illeri yalnız bıraktı.. Sonuçta örgüt buna tepki gösterdi, partiyi sahiplenmedi, sandığa gitmedi, başka partilere oy verdi. Şimdi bile (DEHAP seçime tek başına girseydi şu an aldığı oyları katlardı) deniliyor. Solun 35 yıldır sürdürdüğü dar grupçu aidiyetten kaynaklı güvensizlik devam ediyor." şeklinde konuşuyor.
Bölge illerinin 1999 ve 2004 seçimleri açısından kıyasladığımızda ise ortaya şu tablo çıkıyor : Bölgede SHP adayının kazanmaması için sağ partilerin birlikte hareket etmesiyle MHP'nin seçim kazandığı tek il Iğdır. Yine Mehmet Ağar ile trendini yükselten DYP'nin tek belediyesi Elazığ. Saadet Partisi'nin bölgede tek kalesi DYP'den koparttığı Mardin. Ağrı, Van, Bingöl, Siirt ise DEHAP'ın AKP'ye kaptırdığı önemli belediyeler olarak karşımıza çıkıyor. Demokratik Güç Birliği'nin SHP listesinden kazandığı iller ise bilindiği gibi Tunceli, Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ve Batman l
|