.AYLIK HABER-YORUM GAZETESİ


.
AKP'nin kolay zaferinin ardından: Siyasal İslamın geleceği

Hem metropollerin varoşlarında hem de Anadolu kentlerinin emekçi mahallelerinde sosyalist siyasetin önündeki en ciddi engel yerel sermaye ile siyasal İslam'ın kurduğu ittifaktır. Bu ittifakın gücü kırılmadan ve beslendiği ilişkilerin meşruiyeti emekçi kitlelere sorgulatılmadan yol alınması mümkün gözükmüyor

Ufuk Değirmen

Yerel seçim değerlendirmeleri, AKP'nin yükselişinin sürdüğü noktasında birleşti. Yüzde 42'lik oy oranı burjuva siyasetinde uzunca bir süredir ulaşılamayan bir seviyeyi işaret ediyor. Bunun dışında, MHP, DYP ve SP de oyunu arttıran diğer siyasal aktörler oldu. Yani milliyetçi-muhafazakar partiler, AKP rüzgarına rağmen siyasal hatlarını koruyup güçlendirmiş oldu. Seçim sonuçlarının gösterdiği bir diğer gelişme ılımlı ya da değil, siyasal İslamcı partilere verilen oyların yüzde 46'ya varmasıydı. Bu oran belediye başkanlığı için verilen oylarda daha da artmaktadır. Hatta AKP ve SP'nin toplam oyları, siyasal İslamcı başkanların 94'ten beri başta olduğu 16 kentten (DYP'nin Ağar faktörüyle kazandığı Elazığ dışarıda tutulursa) 15'inde bu çizginin baskınlığının yerleşiklik kazandığını gösteren yüzde 60,5 gibi bir orana ulaştı. Bazı kentlerde (Konya, Tokat, Adıyaman gibi) AKP'nin en güçlü rakibi SP'li adaylar oldu.

İslamcıların on yıldır yönettikleri ve bir beş yıl daha yönetecekleri bu kentlerin ortak özellikleri; (Ankara ve İstanbul'u bir kenara bırakırsak) daha çok Orta ve Doğu Anadolu'da yer alan milliyetçi-muhafazakar değerlerin gündelik yaşama nüfuz ettiği, son dönemde tarımsal üretimle beslenmekten çok küçük, ve orta boy sanayi işletmelerin faaliyetlerinin önem kazandığı kentler olması. Her biri birer 'Anadolu Kaplanı' olmaya çalışan bu kentler, yerel sanayinin önem kazanması ve tarımsal nüfusun önemli bir kısmının kentin organize sanayi bölgelerinde istihdam edilmesi anlamında ciddi bir dönüşüm yaşadı.

KOBİ'ler

KOBİ'lerin yaşadığı gelişmenin nedeni, ucuz işgücü ve altyapıya sahip emek havuzları sayesinde "esnekleşmeye" çalışan ulusal ve uluslararası sermayeye fason ve parça başı üretim için işlevlendirilmeleri. Başka deyişle, işletmelerin üretken faaliyetlerinin bir kısmı yüksek üretim maliyetleri olan yerlerden bunların daha düşük olduğu yerlerdeki KOBİ'lere dağıtıldı. Üretim zincirleri denilen sistem içinde KOBİ'ler, bu kentlerde yerel kalkınmanın en önemli gücü haline geldi. Bu sayede de Orta ve Doğu Anadolu'nun pek çok kenti son 15 yılda tarımla beslenen yerler olmaktan, ufak çapta sanayileşmiş ve hizmet sektörünün gelişmeye başladığı yerler olmaya başladı. Bunun sonucunda, modern sanayiye özgü emek-sermaye ilişkilerini ve çelişkisini gizleyen akrabalık, din-mezhep, milliyetçilik gibi gelenekselliğe, muhafazakarlığa, cemaatsel bir dayanışmaya vurgu yapan ilişki ve ideolojiler kentsel yaşama damga vurdular. Bu anlamda bu işletmeler gerici değer ve ideolojilerin kent mekanında da sürdürülebilmesi açısından oldukça önemli bir işlev görmüştür.

KOBİ'lerde yerleşen, çalışma ilişkilerinde önemli rol oynayan geleneksel değerler ve din motifi, kentin siyasal yaşamında bu değerlerin taşıyıcısı ve temsilcisi olan siyasal İslam'ı da yerel sermayenin has temsilcisi haline getirdi. Sanayileşme geçmişi ve modern kentsel yapı anlamında çok fazla bir tarihe sahip olmadığı için sınıf mücadelesinin sıkı bir kontrol altında tutulduğu bu yerel sanayileşme sürecinde, işgücünün yeniden üretiminde de bir zorlukla karşılaşılmadan ilerlenirken, siyasal İslamcıların kazandıkları belediyeler eliyle yapılan yoksulluk yardımları ya da İslamcı dernek ve vakıfların bu türden faaliyetleri İslamcıları bu kentlerde rakipsiz hale getirdi.

Bunun yanında, İslamcı ideolojinin hegemonyacı işlevini de gözardı etmemek gerekmektedir. Yılmaz Esmer'in 1999'da yaptığı bir araştırmada, günümüz Türkiye kentlerinin önemlice bir kısmında seçmenler İslamcı hareketin yarattığı ideolojik iklimin etkisiyle dindar bir adayı, daha az dindar bir adaya göre belediye başkanı olarak seçeceklerini söylemişlerdir (bu oran İstanbul için yüzde 25, Konya içinse yüzde 50'dir).

Böylece İslamcıların hem yerel sermaye hem de işgücünü yüzde 50'lerin üzerinde oylar alacak şekilde nasıl kendi çatıları altında topluyor oldukları da anlaşılmıştır sanırız.

AKP'nin buruk sevinci

Peki geçen 1,5 yıllık sürecin AKP'yi çok da fazla yıpratmadığını anlatan bu sonuçlar, neden AKP'lilerde buruk bir sevinç yarattı? AKP'nin oy oranı ve belli kentlere nüfuz etme açısından kendi sınırlarını gördüğü söylenebilir mi? Katılım oranındaki yüzde 4'lük azalma hesaba katılırsa, 2002 seçimlerine nazaran oldukça artmış bulunan medya desteğine rağmen, AKP'nin neredeyse rakipsiz girdiği seçimlerde desteğini çok fazla arttıramamış olduğu, büyümesinin belli bir sınırı bulunduğu söylenebilir.

Yine de, örgütlü kadroları ve geniş enformel ilişki ağlarıyla (dini, yöresel, akrabalık, yardımlaşma vakıf ve dernekleri) halkın dilini çözmüş bulunan AKP'nin seçim başarısıyla, AB ve ABD'yi bir arada hoş tutmaya çalışan, kamu sektörü ve hizmetlerinin hızla tasfiyesini isteyen, ucuz ve örgütsüz işgücü, geniş vergi muafiyetleri peşindeki büyük ve orta sermayenin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek tek parti olduğunu tescillediği açıktır.

Siyasal İslam'ın belli sınırları aştığı 3 Kasım ve sonrasında merkez sağın önemli bir kitlesinin İslamcı kökenli bir partinin çatısı altında birleşmesi eğilimi bu seçimde de sürmüş olmakla birlikte, bu seçimler İslami yükselişin Türkiye kapitalizmine has sınırlarına da işaret etti. IMF güdümlü ekonomik ve toplumsal politikalarının taşıdığı kırılganlıklar ve dış politikadaki Amerikancı ve AB'ye endekslenmiş yaklaşımların Kıbrıs, Irak Kürtlerinin devletleşme çabaları, ABD'nin Irak işgali başlıklarında gerektirdiği esneklik ve açılımların olası sonuçları, AKP'nin sermayenin en muteber partisi olma konumunda ve kitle desteğinde önümüzdeki süreçte değişiklikler yaratabilir. Bu nedenle, gücünü bu oranda arttırmış olmak AKP'ye çok da fazla bir şey kazandırmamıştır. Bu durum karşısında, beklediği başarıyı yakalayamayan AKP önderliğinin önüne uzak olmayan bir gelecekte daha da büyük sınırlar çıkaracağı ve esen 'Ilımlı İslam' rüzgarının kırılacağı öngörüsü yanlış olmayacaktır.

SP yükseliyor mu?

Bu öngörü, seçim sonuçları ile birleştirilince, önümüzdeki süreçte MHP ve DYP gibi milliyetçi partiler ve SP'nin bir miktar daha güçlenmesinin olanaklı olduğu söylenebilir. AKP'ye de oy veren ve TÜSES'in mutat siyasal eğilimler araştırmasının 2004 yılı verilerine göre şeriat istediğini belirten yüzde 11,6'lık kesimden SP'ye önemli bir destek kayması beklenebilir.

SP oylarındaki yüzde 4 gibi ciddi bir seviyeyi işaret eden artışın iki önemli nedeni vardı. Bunlardan ilki Tokat, Konya, Adıyaman gibi kimi kentlerde SP'liler seçim yarışına belediye başkanlığını ellerinde tutarak girmişlerdi. İkincisi ise diğer bir kısım kentte de SP adayları İslamcıların 1999 seçimlerinde belediye başkan adayları olarak isim yapmışlardı. SP'nin en yüksek oy oranlarına ulaştıkları yerler de buralar oldu. Bu üç kentte SP ikinci parti olurken, siyasal İslamcılara verilen oyların toplamı yüzde 70-88 arasını buldu. SP ayrıca Sivas, Kütahya, Trabzon ve Urfa'da da üçüncü parti olarak çıktı.

AKP'ye gitmeyen, İslami taban tarafından tutulan, yerelde güçlü ilişkilere sahip kimi isimlerle girdiği seçimde SP'nin aldığı oy bu nedenle gelecekte yapılacak bir genel seçim için pek de gösterge olamaz. Hatta SP'nin temsil ettiği milli görüş çizgisinin tüm aday ve seçmen tabanı özelliklerine rağmen AKP'nin aday göstermediği Mardin dışında belediye kazanamamış olması kendileri açısından bir başarısızlık olarak da değerlendirilebilir.

Siyasal İslam-yerel sermaye ittifakına karşı

Siyasi Gazete'nin Şubat sayısında belirttiğimiz gibi hem metropollerin varoşlarında hem de Anadolu kentlerinin emekçi mahallelerinde sosyalist siyasetin önündeki en ciddi engel yerel sermaye ile siyasal İslam'ın kurduğu ittifaktır. Bu ittifakın gücü kırılmadan ve beslendiği ilişkilerin meşruiyeti emekçi kitlelere sorgulatılmadan yol alınması mümkün gözükmemektedir. Siyasal İslam'ın yoksula yardım dahil hiçbir politikasının ulusal ve uluslararası sermayenin neo-liberal politikalarının dışında olmadığını, emeğe karşı sermaye yanlısı olduğunu, ezilen halklara karşı emperyalizm yanlısı olduğunu ve yoksulluk konusundaki dayanışmacı gibi sunulan söylemlerinin iki yüzlü bir politika olduğunu sergilemekle, açlık sınırında tutulan ve sosyo-kültürel gelişimleri için hiçbir çıkış yolu bırakılmayarak iğreti bir yaşama mahkum edilen emekçilerin dilenci durumuna düşürülmesinin kabul edilemezliğini göstermekle mümkün olacaktır. Bu da yereldeki dinsel-mezhepsel, etnik, yöresel kimlikler ve ilişkilere dayalı karşılıklı çıkar birliği, dayanışma gibi cemaatsel, müşterici siyaset dizgesine karşı sınıf çelişkilerini, emekçilerin birliğini öne çıkaran yeni bir siyasetin araçlarının geliştirilmesiyle mümkün olabilir.

Solun bugünkü dağınık ve moralsiz tablosuna rağmen çıkış yolu vardır: Siyasal çalışmanın önemli bir ekseni olarak yerel platformların yaratılması. Bu tek tek siyasal yapıların kendi gündemlerini, ulusal ve uluslararası mücadelenin ihtiyaçlarını bir kenara bırakması anlamına gelmemektedir. Siyasal İslam'ın hegemonyasına ve neo-liberal reformlara karşı ortak mücadelenin yeni dönemdeki bir aracı olabileceği düşüncesiyle böyle bir öneri geliştirilmektedir.

Yerel mücadele platformları

Siyasi yapıların öncülüğünde başlatılabilecek olan ve yereldeki emekçi ve ezilenlerin (ve yaşam alanlarının) sorunlarına ilişkin çalışmalar ve kampanyalar üzerinden yükselecek bu platformların hantal ve işlevsiz yerler olmamasına dikkat edilmeli, üretkenliği ve aktif katılımı sağlayacak formlarla geliştirilmelidir. Demokratik Güçbirliği kurulmadan önce kimi metropollerde kurulmaya çalışılan, ancak daha sonra kadük kalan yerel seçim platformları yerelin dilini ve nabzını yakalayabilecek bu tarz bir yapılanmanın yakın dönemki örnekleriydi.

Önümüzdeki süreçte, sermayenin yönlendiriciliğinde izlenen ekonomik ve sosyal politikaların doğuracağı ekonomik ve siyasal krizlerin AKP'nin hegemonyasında ciddi bir kırılmaya yol açacağı düşünülecek olursa, bu platformların sol için yerelden yükselen bir dalgada işlevsel rol oynayacağı söylenebilir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu'yla temel kamu hizmetlerinin yerel yönetimler üzerinden piyasaya devredilecek olmasını düşünecek olursak, siyasetin her zamankinden fazla yerelleşmesi sosyalistler açısından acil bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Böylesi bir süreç geldiğinde hazırlıksız yakalanmak, sokağı ve emekçileri aşırı sağcı yeni bir aktöre terk etmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir l

.
  Yaşar Kemal
   

N İ S A N-M A Y I S   2 0 0 4

 
     

EDİTÖRDEN

 
    Devrimci / sosyalist bir kutup için  
   

GEÇEN AY TÜRKİYE

 
    İstanbul'u küresel eylem alanı yapalım!  
    AKP sistemin iç tutarsızlıklarından besleniyor  
   

GEÇEN AY DÜNYA

 
    ABD: Ebu Greyib'de her şey Pentagon emriyle  
     

Seymour M. Hersh

 
   

POLİTİKA

 
    CHP: Kırılan hegemonyanın denge gücü  
   

Mustafa Bayram Mısır

 
    Yoksul Kürtlerin uyarısı!  
   

Murat Güreş

 
    Siyasal İslamın geleceği  
     

Ufuk Değirmen

 
    Muhafazakarlık ikliminde seçmen  
   

Melek Göregenli

 
    Solun esas sorunu tarzı siyaset  
     

Söyleşi: Bülent Uyguner

 
   

EMEK DÜNYASI

 
    "Evde çalışanlar sömürülmesin diye"...  
   

Söyleşi: Şükran Şakir

 
    'Fabrika' eve taşınırken...  
   

Nevra Akdemir

 
    "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?  
   

Tolga Tören

 
    Yoksullar küresel mücadelenin öznesi  
   

Söyleşi: Ertuğrul Kürkçü

 
    Dünya Bankası dünya yoksullarına karşı  
     

Saniye Dedeoğlu

 
   

ULUSLARARASI POLİTİKA

 
    Küreselleşmeden, "Büyük Ortadoğu Projesi"ne...  
   

Ergin Yıldızoğlu

 
    Bağdat'tan dönecek daha çok hesap var!  
   

Kenan Kalyon

 
    Irak: 'Kürtlerin özgül konumu'  
   

Söyleşi: Kenan Kalyon

 
    "Oxi" ne anlama geliyor?  
     

Mehmet Hasgüler

 
   

BİLDİRGE TARTIŞMASI

 
    Küreselleşme: Kapitalizmin yeni bir evresi  
    Strateji: Biçimin içeriği temsil etmesi  
   

Mehmet Özgen

 
   

ZİHNİYET DÜNYASI

 
    Fransa'da solun Türkiye'de liberallerin eki  
     

Yağmur Elif Kayhan

 
    Sermayenin sureti olarak Türk medyası  
   

Gülseren Adaklı

 
    Tek parti, tek medya  
   

Ragıp Duran

 
    Daha nereye kadar?..  
     

Merdan Yanardağ

 
    Bir ömre sığmayan hayaller  
     

Necati Sönmez

 
   

"Ey biçare ölümlüler, gözlerinizi açın..."

 
     

Yurdaer Erkoca

 
    Din ve egemenlik...  
     

Barış Çoban

 
    Saçmalığa karşı şaşkın sosyalist olmak  
     

Sinan Kadir Çelik

 
    'Mare nostrum'  
     

Ertuğrul Kürkçü

 
    "Julia" ya da Faşizmin "Seyir Defteri" hakkında  
     

Mustafa Sütlaş

 
    Tarihte bu ay