Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ABD'deki iktidar bloğunun şapkasından çıkardığı yeni bir tavşan değil. 21. yüzyılı Amerikan yüzyılı kılma yönelişinin, yeni savunma stratejisinin, imparatorluk atağının bir açılımı ya da somutlanışı. Yani, ABD açısından ortada bir süreklilik var. Ama öte yandan, imparatorluk atağının daha ikinci hamlesinde sert bir kayaya toslayan ve gücünün sınırlarıyla yüzleşmeye başlayan ABD'nin, inisiyatifi elde tuttuğu uzlaşmalara kapı aralamasının, izlediği çizgide tadilat ve uyarlamalar yapmasının da bir ifadesi. Uzlaşma aranışının bir numaralı muhatabı AB'dır. Oluşmuş "Atlantik çatlağı" onarılmak isteniyor.
BOP: Sermayeye coğrafi kulvar açmak
Dünyamızın bugünkü gerçekliğinin tipik özelliklerinden biri pek çok sorunun sürünmesi, müzminleşmesidir. Hegemonya bunalımı öyle. Kapitalizmin uzun bunalımının en önemli görüngüsü olan aşırı birikim sorunu da öyle. Filistin sorunu müzminleşme rekoru kırmak üzere. Afganistan da o yola giriyor. Görünen odur ki, şimdi de Irak'taki savaş ve yeni Irak'ın kuruluşu müzminleşecek. Müzminleşme, gizli bir el gibi işliyor. Hedeflerini domino taşları gibi düşürerek ilerleme iddiasıyla başlatılan ABD'nin imparatorluk atağının da hızını kesti.
Son on yıldır eşzamansız yerel krizler kelebek gibi gezinip durdu. Ama aşırı birikim öyle devasa boyutlarda ki, bunların damla damla eksiltmesiyle erimiyor. Köktenci çözüm 1929'u aşan bir çöküntüden ve esaslı bir alan temizliğinden geçiyor. Bu kabustan kaçınmanın, sorunu geçiştirip ertelemenin yolu ise aşırı birikimi ötelemektir. Bu iki biçimde olabilir: Zamansal öteleme ve mekansal öteleme. Zamansal ötelemenin bilinen ve yeni icat edilen bütün yolları denendi, deneniyor. Ama mekansal öteleme imkanları tümüyle tükenmedi.
Günümüz dünyasında mutlak olarak "boş" ya da Rosa Luxemburg'un kast ettiği anlamda fethedilecek pre-kapitalist alanlar yok. Ama sermaye yoğunluğu seyrek, sistemle bütünleşme düzeyi düşük, ciddi bir üretim ve tüketim kapasitesi barındıran mecralar hala var. BOP böyle bir coğrafi kuşağa tekabül ediyor. Ayrıca enerji ve su kaynakları ile giderek stratejik bir değer kazanan tarımsal üretim havzaları üzerindeki rekabetin de ayrıcalıklı alanı.
BOP: Yarığı kapamak
Ama BOP coğrafyasını önemli kılan yalnızca iktisadi etkenler değil. Burası halen dünya kapitalist sisteminin en önemli yarığı. Doğu/Batı ikiliğinin, başka bir deyişle kültürel ikiliklerin coğrafyası. İktisadi bütünleşmenin ötesinde, bir bütün olarak bölgenin sistem tarafından özümsenme düzeyi düşük. Uygarlıklar beşiği olması, ciddi tarihsel ve kültürel birikimler barındırması nedeniyle, Batı burada kendi suretini çıkarmada ve değerlerini benimsetmede hep zorlana geldi. Bu direnç "uygarlıklar çatışması" tezine de dayanak oluşturuyor. Ayrıca, emperyalizm/ezilen halklar çelişkisinin fay hatlarından biri bu bölgeden geçiyor. Kapitalizme uygun bir reformdan henüz geçmemiş İslamiyet, burada baskın din.
Dinin siyasallaşması ve sınıf mücadelesinin zaman zaman dinsel biçimlere bürünmesi bu mekanın bir başka özelliği. Bunlara toplumsal, etnik ve dini çelişkilerin yoğunluğunu da eklemek gerekiyor. BOP bu mekanı yeniden düzenleme, yarığı kapama ve Doğu'yu özümseme hamlesidir.
BOP: Yarım kalmış modernleşmeyi tamamlamak
BOP, aynı zamanda oryantalist bir proje. Doğu'nun eksik kalmış modernleşmesini ve batılılaşmasını, yeni tipte bir sömürgecilikle tamamlamayı hedefliyor. Kuşkusuz, bu olsa olsa muhafazakar bir modernleşme olabilir. İslamiyet'in içinde "ılımlı İslam" denilen ve hem siyasal İslam'a hem de devrimci akımlara karşı istikrarın güvencesi olacak bir tür "protestan" damarın güçlendirilmesi bunun kilit unsurlarından biri. Ama işin tuhaflığına bakın ki, projenin sahiplerinin kendi ülkelerindeki en önemli toplumsal dayanaklarından biri, Hıristiyan sağ.
Bu Mesihçi sağ, Hıristiyanlıkla Museviliğin ortak kaynaklarından hareketle, Irak'a müdahaleyi, İsrail'i ve İsrail'in eylemlerini koşulsuz destekliyor. Yani, söz konusu olan, Hıristiyan ve Musevi köktendincilikle içli dışlı, gaflarıyla bunu sık sık ele veren yeni-muhafazakar ekibin elinden çıkma bir proje. Daha genelde çerçevede ise, büsbütün anakronik bir durumla yüz yüzeyiz. Kendisi modernliğin krizini konuşan ya da bu krizden muzdarip ve Fransızların arada bir ısrarını saymazsak aydınlanma geleneğinden kopmuş bir Batı, Doğu'yu ikinci kez modernleştirmek istiyor...
Şu Filistin sorunu olmasa!..
Batı'da pek çok etkili kalem, ABD'yi bir konuda uyarıp duruyor: "Teröre karşı mücadelenin başarısı" ve Ortadoğu'ya çekidüzen vermenin yolu Filistin sorununun çözümünden geçer. Bunlardan bazıları, ABD ve Bush yönetiminin aşırı İsrail yanlısı tutumuyla kendi işini zora sokmasını ve İsrail'e söz geçirememesini hayretle karşılıyorlar.
Oysa ortada hayret edilecek bir durum yok. Sorun şimdiki ABD yönetiminin Şaron'la sarmaş dolaş olmasından, sürüp giden suikastlarına, utanç duvarına, bütün bir Filistin'i birbirinden tecrit edilmiş kantonlar halinde bölmesine, Filistin yönetimini muhatap kabul etmeme ve Batı Şeria'da yeni yerleşim bölgeleri açma politikasına tam destek vermesinden ibaret değil. Çünkü, temelinde ABD'nin Filistin sorununa yaklaşımı ile İsrailinki arasında esası bakımından bir fark yoktur: Şu veya bu yolla bir Filistin devletini, aynı şekilde İsrail'in korkulu rüyası olan ve kimilerinin "Güney Afrika çözümü" dedikleri "iki halklı tek devlet"i olanaksız hale getirmek, Filistinlileri olabildiğince Ürdün'e iteklemek ve mültecilerin dönüş hakkını kabul etmemek.
Bu yüzden, inisiyatif ilk Körfez Savaşından ve Oslo sürecinden beri ABD'nin elinde olduğu halde sorun çözülmedi. Güçler dengesinde esaslı bir değişiklik olmadıkça ya da sorunun ve çözümün esaslarını yeniden konuşmayı mümkün kılacak bir iklim oluşmadıkça çözülmeyecektir de.
Hayret edilecek bir durum yok; çünkü sorunun doğru konuluşu şöyledir: Filistin sorunu, ABD'nin bir dış politika hatası, basiretsizliği, siyasi körlüğü ya da İsrail'i şımartması nedeniyle değil, mevcut dünya sisteminin adaletsizliğinin ve iki yüzlülüğünün adeta bir özeti olduğu için çözülememektedir. Kalıcı çözümü mevcut dünya sisteminde pek çok taşın yerinden oynamasını gerektirir. Bunu cezaevinden şartlı salıverilen Mordechai Vanunu'nun herkesin yüzüne bir kez daha haykırdığı çıplak gerçekten daha iyi anlatan ne olabilir? Vanunu'nun söyledikleri çoktandır bir sır değil: İsrail hiçbir denetime ve çok taraflı anlaşmaya tabi olmayan dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındadır. Ama Kuzey Kore ve İran'i müdahaleyle tehdit edenlerde tıs yok. Bu ülke BM kararlarını tanımamanın da rekortmenidir.
Gene öyle bir ülke düşünün ki, kendi Yahudi vatandaşlarının Arap vatandaşlarıyla evlenmesini yasaklıyor ama gene de Batı tipi demokrasinin Arap vahasındaki örneği olarak takdim edilebiliyor!
Hayret edilecek bir durum yok; çünkü Irak'a ve Ortadoğu'ya müdahale, aynı zamanda İsrail'in çıkarları ve güvenliği adına bir müdahaledir de. Hedeflerinden biri de İsrail'in önünü açmak, Filistinlileri ve Suriye'yi utanç verici bir teslimiyet anlaşmasına zorlamaktır. Bu yüzden, Filistinlilerin, Arap halklarının ve Irak'ın yurtsever güçlerinin gayet iyi anladığı gibi, şimdi belirleyici kavga Irak sahasında verilmektir.
BOP: Hangi iç dinamikler?
BOP, dış baskı ile iç dinamiklerin etkili bir bireşimiyle bölge ülkelerindeki rejimleri, ani veya tedrici biçimde değiştirmeyi hedefliyor. Ülkeden ülkeye farklılık gösterse de rejim değişikliğinin unsurları şunlar: Serbest seçimler, çok partililik, kadın hakları, etnik ve dini azınlıkların hakları, güdümlü olmayan "özgür" basın, güçler ayrımı, piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi, ekonomilerin liberalleştirilmesi, özelleştirmeler, burjuvazinin ve orta sınıfın güçlendirilmesi, petrol ve diğer enerji kaynakları üzerinde devlet tekelinin sona erdirilmesi, vb.
Dış baskı doğrudan askeri müdahaleleri ya da müdahale tehditlerini, yaptırımları, ambargoları, uluslar arası kurumlar aracılığıyla -İsrail hariç- silah denetimlerini, Filistin ve Lübnan coğrafyasındaki direnişçi grupların "terörist" sayılıp dışlanmasını, vb. kapsıyor. Şimdiden sonuç verdiği yerler var. Örneğin, Albay Kaddafi havlu attı.
Ancak, hiçbir dış müdahale ve dayatma belirli iç dinamiklerle buluşamıyorsa başarıya ulaşamaz. Kuşkusuz, iç dinamikler açısından "elde var sıfır" denemez. Ama ABD'nin birinci açmazı, Arap ve İslam dünyasında değişim yanlısı ve statüko karşıtı dinamiklerin büyük çoğunluğunun Amerikan aleyhtarı bir zeminde durmaları, bu coğrafyada Amerikan aleyhtarlığının tarihte görülmemiş düzeylere varmasıdır. Aynı nedenle, uluslar arası standartlara uygun olarak gerçekleştirilecek çok partili serbest seçimlerin, bir çok ülkede ABD'nin istemediği sonuçlara yol açmasının şimdiki koşullarda kesin olmasıdır. İkinci açmaz, ABD'nin Irak'ta giderek çıkmaza saplanmaya başlamasıdır. Kuşkusuz, BOP için kolları sıvayan ABD şu anda pek çok cephede birden faaliyet sürdürüyor.
Ne var ki, Irak'ta hüsrana uğramış bir ABD'nin BOP'a itilim verme şansı yoktur. Bu baştan ölü doğum demek. Irak direnişi ve ilerici insanlık NATO'nun doğuya doğru seferini durdurabilir ve ABD'yi yalnızlaştırabilirse, bu hiç de uzak ihtimal değil l
|