Türk solunun kimi zaman kurtarıcı olarak görüp her fırsatta çeşitli alıntı ve atıflarla bahsettiği; pek çok zaman gereğinden fazla yücelttiği, az sayıda Fransızca bilen okur yazar kitlemiz tarafından okumanın ayrıcalık sayıldığı bir gazetenin "Türk işi" yayın macerasından söz etmek istiyorum bu kez.
Türkiye'de bağımlı bağımsız pek çok gazetenin çeşitli vesilelerle gözünü diktiği, "biz yayınlasak" diye çeşitli bağlantılar kurmaya çalıştığı Le Monde Diplomatique, 21 yıldır dünyanın 40 ülkesinde aylık olarak yayımlanan, uluslararası siyaset ve kültür gazetesi olarak pek çok olay sonrasında önemli muhalif bir ses olarak kabul edilmiş, yazıları ve tartışmaları ile özellikle Avrupalı entelektüellerin dünyaya bakışını yorumlamamız açısından vazgeçilmez bir kaynak olarak görülmüştür.
İroni
Le Monde Diplomatique, Fransa'da günlük Le Monde'un aylık eki olarak yayımlansa da, çoktandır Le Monde'un genel yayın çizgisinin ötesine sesleniyor. Bu, büyük ölçüde "Diplo"nun Genel Yayın Yönetmeni Ignacio Ramonet'nin kişiliğinde ifadesini bulan kapitalist küreselleşme karşıtı tavır ve arayışlardan kaynaklanıyor. Ignacio Ramonet Fransa'da "Tobin vergisi"ne karşı 1991'de başlayan ve daha sonra neo-liberalizme karşı dünya çapında yaygınlaşan ATTAC hareketinin kurucularından. Diğer kuruculardan Susan George; Jacques Robin, Gisèle Halimi, Viviane Forrester, René Passet de "diplo" yazaraları arasında sıkça yer alıyor.
"Diplo"nun yayın çizgisi, neo-liberal politikalarla cepheden karşı karşıya gelmemeyi seçen ana organ Le Monde'un da baş ağrısı aslında. Le Monde'da yayınlanan, Le Monde Diplomatique'in "2003 Atlası"na yönelik eleştirilerde "diplo"nun ATTAC'la olan yakın bağlantıları ve "neo-liberal" ekonomi politikalarıyla "kapitalist küreselleşme"ye bakışı, "Leninist" ve "Blankist olmakla suçlanmıştı.
İşte bu Le Monde Diplomatique, Fransa dışında, İngiltere (The Guardian Weekly'nin aylık eki olarak), Almanya, Arjantin, Avusturya, Şili, Brezilya, İspanya, Yugoslavya Federasyonu, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Meksika, Arap dünyası, Portekiz, Rusya, İsveç, İsviçre, Japonya'da ortak tema ve konu düzeni yayımlanmaya devam ederken Mart 2002 tarihinden itibaren bu yelpazeye 19. ülke olarak Türkiye de katıldı. Le Monde Diplomatique Türkiye adı altında aylık olarak yayımlanmaya başlayan gazetenin Türkiye temsilcisi ise Okuyanus Yayınları oldu. Tuhaftır, Teşvikiye bağımsız cumhuriyetinin tam da ortasında, kim için ne tür kitaplar yayınladıkları pek de belli olmayan; bir yandan sürdürdükleri medikal yayıncılık ile reklam pazarından büyük bir pay kazanan ve ilaç firmalarına çeşitli ürünler üreten Okuyanus Yayınları, Avrupa'nın muhalif sesi Le Monde Diplomatique'nin Türkiye temsilciliğini almayı başardı.
Bu anlaşmanın ardında, yayınevinin büyük medya kuruluşlarından bağımsız olması gerçeği yatıyorsa da, yayıncılık ilkeleri ve reklam sektöründeki diğer işleri, belli ki Le Monde yetkilileri tarafından pek dikkate alınmamıştı.
LMD Türkiye'deki yayın hayatına Fransız Konsolosluğu'nda yapılan bir tanıtım kokteyliyle "merhaba" demişti. Okuyanus Yayınları'nın sahibinin özel şoförlü arabasından büyük medya patronları gibi inişinin, gazetenin Türkiye serüveni için önemli bir uyarı olacağını sanmıştım ama LMD yetkilileri yukarıda da söylediğim gibi Türkiye'de olup bitenlerle pek ilgilenmediler.
Sürpriz
Ocak 2002'de yayımlanan tanıtım sayısının ardından yayın hayatına başlayan LMD Türkiye maalesef uzun ömürlü olamadı. Bu durum bizi pek şaşırtmadı. Bu gazeteyi yayımlamaya başlayanlar, neden sorusunu kendilerine pek sormamışa benziyorlardı ve en önemlisi bu gazetenin okuru kim olacaktı? Frankofon bir muhalefet anlayışını benimsemiş Türk solcuları -sayıları az da olsa- zaten Fransızca biliyor ve gazeteyi aslından okuyorlardı; ötesinde ise memleketimin muhalefetten nefret eden çoğulcu kitlesinin ise gazeteyle hiç ilgilenmeyeceği baştan belliydi.
Gazete, her ay bayilerde sürünmesi ve maliyetini bile kurtaramaması gibi tamamen duygusal nedenlerle olsa gerek büyük boy reklam almaya başladı; başlangıcından bu yana çeşitli bankaların kültür sanat etkinliklerine ve yayıncılıklarına dair reklamlara yer veriliyordu zaten; ancak 5. sayıda yer alan tam sayfalık Arçelik reklamı, kapitalist reklam senaryolarının kendini nasıl büyüttüğünün ilanı olarak da görülebilirdi.
7. sayının yayımlanmasını beklerken, bizi bekleyen sürpriz çok daha büyüktü : LMD Türkiye artık dergi biçiminde parlak kapak içinde, birinci hamur kağıda basılan ve magazin, ev, kadın, futbol dergileriyle aynı raflarda satılmaya başlayan bir dergi olmuştu. Hemen bütün dergilerimi Taksim Sahnesi'nin önündeki dergiciden aldığım için, bu gülünç durumu hemen fark etmiş ve müstehzi bir gülümsemeyle, Fransızca aslıyla Türkçe versiyonu arasındaki Türk işi değişimin doktora tezi olabileceğini düşünmüştüm.
Dergileşme süreci, reklam verenlerin de ilgisini çekmiş olmalı ki, iç kapak, arka kapak, arka iç kapak ve derginin içinde hatırı sayılır bir alan, reklama ayrılmaya başlandı. 11. sayıdan itibaren Türkiye'den de yazılar yayımlamaya karar vererek Enis Batur'un "Europe Hakkında" başlıklı yazısı okurla buluştu. Kendi adıma 15. sayıya kadar, büyük bir sabır göstererek satın aldığım, içeriğine dair olumsuz şeyler söyleyemeyeceğim, ancak sunumu ve sayfa düzeni ile yüzkarası bir yayına dönüşen LMD Türkiye sanırım birkaç sayı daha yayımlanarak kapandı. Okuyanus Yayınları, gazeteyi yayımlarken yaptıkları duyurulardan bir kuplecik olsun bahşetmeden sessiz sedasız ve kimsesiz çekiliverdi ortalıktan. Koskoca Le Monde Diplomatique, Türkiye'de büyük bir başarısızlığın altında ezilirken, ne gazetenin yetkililerinden bir açıklama geldi ne de Okuyanus Yayınları'ndan. Gazete yayın hayatına son verirken ardında ödenmemiş çeviri borçları bırakarak, "emek sömürüsü"nün en tanıdık örneklerinden birini sergiledi.
Le Monde Diplomatique Türkiye artık VATAN'ın "özgür kucağı"nda
Sessiz sedasız ve kimsesiz ortadan kaybolan LMD, ansızın ve korku filmi karelerinden fırlamışcasına çıktı karşımıza. 18 Ocak tarihli Vatan gazetesinin haftalık pazar eki olarak gazete bayiilerindeki yerini aldı. "50. yılında 'Le Diplo' Vatan'da" başlıklı sunuş yazısında "İngiltere'de The Guardian, Almanya'da Die Tageszeitung, İtalya'da İl Manifesto, Yunanistan'da Eleftherotypia, İsviçre'de WochenZeitung ile birlikte artık Türkiye'de Vatan da paylaşıyor. Ekonomi, teknoloji, iletişim, siyaset, ekoloji, küreselleşme, savaş, nüfus, işsizlik vb. konulardaki tarafsız haberleriyle dünya sorunlarının bir numaralı "mücadele" gazetesi Le Monde diplomatique Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin simgesi Vatan güvencesiyle Türk okurlarıyla bundan böyle her Pazar günü gazete eki olarak buluşacak" deniyordu. Tabloid boyda 8 sayfalık minik LMD, bu haliyle aslına daha çok benzerken, tüm dünyanın ibret olarak gösterebileceği bir olgunun ortasına düştü. Adı Vatan olan ve yayın anlayışında muhalefeti milliyetçilik temellerine yaslayan bir gazetenin haftasonu eki oldu. Yayın koordinatörünün "LMD artık özgür" başlıklı e-mailleri ise insanı utançtan ağlatacak kadar vahim ve aymazca yazılmış bir bildiriydi.
Le Monde Diplomatique Türkiye'nin Türk işi yolculuğu, bir reklam ajansı olan Okuyanus Yayınları'nın adını duyurma ve belki de prestij edinme aracı ve amacı olarak başlayıp Vatan gazetesinin milliyetçilik kokan sayfalarında devam ediyor.
Ne diyelim, biz ağlanacak haline gülen bir toplum olarak şimdi ne yapacağız? LMD için Vatan mı alacağız yoksa her şeyi görmezden gelip yine eski günlerdeki gibi Fransızcasını okuyabilenlerin aşağılayıcı ama alıştığımız bakışlarına maruz kalarak bize anlatmalarını mı bekleyeceğiz?
Ya ATTAC'ın lideri, "diplo"nun yayın yönetmeni Ignacio Ramonet ne yapacak? Dünyanın her yerinde "sol" okur kitlesine seslenen gazetelerle birlikte yayımlanan dergisinin, Türkiye'de "neo-liberalizm"in borazanlarından birinin eklentisi olmasındaki tuhaflığı nasıl açıklayacak? l
|